Yeni Bir Yüzyılda Gençliğin Sağlık Sorunları

Dünya değişiyor, değişim Makro Düzeyde ve Geniş Kapsamlı oluyor. Değişimin özünde, bilimsel anlamda, Fiziksel-Kimyasal-Biyolojik( bitkisel-hayvansal) Çevrenin varlığı yadsınamaz. Evrenin yaşamsallığını sağlayan çevre ye olumlu/ olumsuz etki yapan da yine insanoğlunun Toplumsal – Sosyal – Çevresidir. Bu çevrede; Bireysel ve  Ailesel yapılanmanın yanı sıra Yöresel- Kentsel ve  Evrensel yaşam koşulları da vardır. Toplumsal çevredeki denge, birey ve toplumun Ruh Sağlığını olumlu etkiler. Kalıtsal olarak ruhsal hastalıklara, özellikle de bozukluklara yatkınlık olsa bile, bireyin sosyal yaşamla olumlu etkileşimi, genetik yapıdaki olumsuzlukları baskılayarak hastalık ve bozuklukları önleyebilmektedir…Gelişen Teknoloji nedeniyle insan, daha rahat yaşayabildiğini zannetmektedir. Oysa,  kimyasal atıklar fiziksel çevreyi olumsuz olarak etkilemekte, soluklanan havayı ve kullanılan suyu kirletmektedir. Toksik Maddeler, hücrelerin yapısını bozmakta( özellikle de çekirdeği- DNA’yı) ve hücreleri Atipik hale getirmektedir. Bunun anlamı da insan bedeninde değişik yerlerde ve zamanlarda oluşan  Kanserlerdir. Temiz  Hava- Temiz Su, sağlıklı yaşamın özüdür. Sağlıklı Koşullarda ve Yöntemlerle yetiştirilen Bitkiler ve Hayvanlar, temiz su ve temiz hava kadar sağlıklı yaşamın, özellikle de sağlıklı beslenmenin vazgeçilmez  temel öğeleridir. Biyolojik Çevrenin olumsuzluğu vücudun hücre yapısını bozar ve kimyasal maddelerde olduğu gibi, değişik türde Kanserlere neden olur. Görüldüğü gibi, kanserlerin oluşumu  çok etkenlidir. Kalıtımsal riskten öte çevrenin olumsuzluğu  önde gelen nedendir…Birey olarak İnsan; yaşam yolculuğuna kadındaki YUMURTA Hücresinin  erkekteki  SPERM Hücresi ile  karşılaşıp, birleşmesi ile yola çıkmaktadır. 46 Kromozomlu insan yavrusu, anne Rahim’inde  kaldığı 40 hafta boyunca, anne ve babanın soyundan  gelen genetik mirasın yanı sıra, annenin beslenmesi, hastalıkları ve günlük yaşam koşullarından da etkilenerek büyümekte ve gelişmektedir. Bu büyüme ve gelişme sağlıklı yada sağlıksız olacaktır.

Günümüzdeki teknolojik gelişim, doğmadan önce bile bireyin sağlıklı olup olmaması ile ilgili bilgi alınmakta, kan uygunsuzluğunda kan değiştirilmekte, ameliyatlar bile yapılmaktadır. Anomali olduğunda, ETİK KURUL kararları ile bebeğin doğumu önlenmekte, doğmadan önce, 4 ayın sonunda cinsiyet tayini yapılmaktadır. Bu ve benzer uygulamalar, insanın sağlıklı yaşamı ve geleceği için önemli kararlardır. Görülüyor ki  günümüzde, anne rahmine yerleştiğimiz andan başlayarak sağlıklı yaşamamız için gereken koşulların sağlanabilmesi artık zor değil. Doğduğumuz an, doğum yaptığımız yerden başlayarak,  evrensel çevremizin olumlu etkisi, uzun ve sağlıklı yaşama şansımızı olumlu olarak etkiliyor. Önemli olan evrende bu olumluluğu sağlayacak koşulları yaratabilecek sistemi oluşturabilmek… Dünya Sağlık Örgütü (WHO), yıllardır bütün dünya ülkelerinde, sağlıkla ilgili verileri değerlendirerek gereken önlemleri alma konusunda ciddi çalışmalar yapmaktadır.Uluslar arası Çocuklara Yardım Fonu(UNİCEF), dünya çocuklarının, anne karnından başlayarak sağlıklı- uzun yaşamaları için önleme yönelik çalışmalar yapmaktadır. WHO çalışmaları ile; ırksal yapı-cinsiyet- yaş- yaşanılan Anakara(kıta) vb. durumlarda ayırım  gözetmeden tüm dünyada insanları öldüren 10 Ölüm nedeni istatistiksel verilerle ortaya çıkarmıştır. Yeni bir yüzyılda da ölüm ve hastalıklar değişmemiştir. Hastalıklara özgü sayısal- oransal değerler azalmamış,  katlanarak artmıştır. Dünde olduğu gibi bu gün de Kadın; adeta Kuluçka Makine’ si gibi doğurmakta, tüm uğraşlara karşın dünyada  nüfus patlaması sürüp gitmektedir. Nüfus artışındaki dengesizlik özellikle de, gelişmekte olan ülkelerde Yetersiz-Dengesiz Beslenme- Malnütrisyon ve Açlığa(Starvasyon) yol açmaktadır. Bunlara bağlı olarak; cılızlık, bodurluk, vitamin ve mineral yetersizliklerine bağlı kansızlık, deri döküntüleri, görme bozuklukları, körlük, kemik hastalıkları, havale nöbetleri vb. ortaya çıkabilir.  Anomaliler gelişebilir, ölümler görülebilir. Doğumlarda ve doğum sonrasında anne ve bebek ölümleri artar… Dünya’da insanları öldüren 10 neden arasında; Tütün ve Tütün ürünlerinin ilk sıraya yerleşmesi; başta Amerika Birleşik devletleri, İngiltere ve çok sayıda Avrupa Ülkesinde ve Türkiye’de yıllardır yürürlükte olan yasalara, eğitim programlarına karşın, inatla yerini korumasında kanımca bireylerin bilinç altı davranışları bulunmaktadır. Bunlar; Toplumsal Duyarsızlık-Umarsızlık-Bana Bir Şey Olmaz Düşüncesi-Çevresindekilere Aldırmazlık- Özenti- Taklit- Sınıf Atladığını Sanma- İradesizlik- Boşlukta kalma- Kendisi ve Yaşamı ile Barışık Olmamak”  olarak sıralanabilir. Bu da bilimsel ortamda, Psikolojik olarak; Sağlıksız Davranış  yada  Davranış Bozukluğu olarak nitelendirilmektedir. Çarpıcı bir örnek vermek isterim;  35 yılda 1 ton 277 kilo tütün tüketen, 1 günde 10 metre, 35 yılda 127 bin 750 metre  sigara içen, bozduğu  Kalp ve Damarlarını, Kalp Vakfı Üyelerinden Prof. Dr. Bingür SÖNMEZ’ in sihirli ellerinin mucizevi  bıçağı ile onartan 52 yaşındaki Dursun Demirkol (Hürriyet Gazetesi- 24 Mart 2006- Birsel Sancar haberi), yukarıda sözü edilenlerden hangi nedenle günde 5 paket sigara içmiştir. Bütün bu olanlardan sonra sigara içmeyi sürdürebilecek midir? Bu örneklerden sonra kullanıcılar; “yiğitlik bende kalsın sigara bana kendini bıraktırmadan önce, ben onu bırakayım” diyerek, doğru karar alabilecek mi?..

Çalışmalar; dünya genelinde, Sigara Bağımlılığının yaklaşık % 20 oranında olduğunu ve oranın gittikçe arttığını göstermektedir. Gençlerde bu oran yaklaşık  % 40-50’dir. Artma bu yaş grubunda daha hızlıdır. Gelişmekte olan toplumlarda % 70’lere varan değerlere ulaşmıştır. Ülkemizde, değişik toplum gruplarında yaptığımız çalışma sonuçları da dikkat çekicidir. İstanbul’da eski ve yeni yerleşimli göç bölgelerindeki ilk okul 5. sınıf öğrencileri arasında, günde yaklaşık 5-10 tane  sigara içenlerin yaklaşık % 15, özel eğitim gören bazı okullarda aynı yaşlardaki çocuklarda % 3.5 oranlarında olması, gençlik evresindeki kız ve erkek öğrenciler arasında bu oranın % 35’lere ulaşması sorunun ciddiyetini yansıtması bakımından önemlidir. Bütün bunların yanı sıra,  ekonomik ve sosyal koşulları yetersiz olan kadınlarda % 25, erkeklerde % 65 oranda( kahvehane çalışması).,  iyi olan gruplarda, orta yaş kadınlarda %  35, erkeklerde % 45 oranda, günde en az  bir paket sigara tüketimi için Hekim olarak yorumum, Aydınlık Olmayan Sağlıksız Bir Gelecek olacaktır. Son yıllarda sayıları gittikçe artan Nargile Kahvehaneleri sorunun, Yasal Düzenleme ile önlenmesi gereken, bir başka ürkütücü ve de düşündürücü yönüdür…İkinci ölüm nedeni, Kalp- Damar hastalıklarıdır. Dünyada her yıl kayıtlara geçen 20 milyondan fazla  kadın ve erkek, Kalp-Damar Hastalıkları nedeniyle hekime başvurmakta, maliyeti çok yüksek olan yöntemlerle  tedavi edilmekte ve geç kalındığında da  yaşamını yitirmektedir. Yaklaşık 17 milyon insan Kalp Krizi ve Felç nedeni ile karşımıza çıkmaktadır. Türkiye’de kayıtlara geçen bu değer 200 bini aşmaktadır. Bütün bu olanlarda, Ailesel-Genetik Riskin yanı sıra Çevresel Faktör Riski de yüksektir. Bu Riskler; Aktif Sigara İçiciliği, Pasif İçicilik, Sağlıksız-Dengesiz-Aşırı Beslenmeden kaynaklanan Şişmanlık, Stres ve Hareket azlığıdır. “Kayseri Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği öğrencisinin arkadaşları ile Üniversite havuzunda yüzecek kadar sağlıklı görünen 20 yaşındaki gencin( 6 Mayıs 2006-Hürriyet Gazetesi)  ve son yıllarda benzer ölümleri Gazete-Televizyonlardan öğrendiğimiz gençlerimizin, kalp krizi sonucunda yaşamlarını  yitirmelerinin altında yatan gerçekler Kalıtsal mı yoksa Edinsel ( kazanılmış) mi idi, düzenli sağlık kontrolleri ile bu ölümler önlene bilinir miydi ” soruları yanıtsız kalmamalıdır. Ölüm nedenleri arasında üçüncü sırayı Tansiyon Yüksekliğinden kaynaklanan beyin ve değişik organ kanamaları yer almaktadır. Tansiyon yüksekliğinin tek bir nedeni yoktur.Çoklu nedeni ve etkisi bilimsel çalışmalarla da kanıtlanmıştır.  Çalışmalar, dünyada  % 0.1 oran(600 milyon)’dan fazla insanda, Türkiye’de otuz yaş üzeri %1 oranda kadın ve erkekte, Arteryel Kan Basıncı Yüksekliğini göstermiştir. Bilindiği gibi, Uluslararası karar gereğince, Normal Değerler;  Sistolik Basınç için  120 mm Hg’ Diastolik Basınç için  80 mm Hg’ dir. Toplumun anlayacağı söylemle, ölçümde; Yüksek Tansiyon’da  büyük olan 12’ nin, küçük olan 8’in üzerindedir. Yüksek Tansiyon oluşumunda Kalp-Damar hastalıklarındaki risk Feokromositoma da düşünülmelidir. Ülkemizde sanılandan fazla görülen, Tiroid bezi bozuklukları, özellikle de  Toksik Guatr ve Böbrek Taşları ile  iltihapları da göz ardı edilmemeli, bulguların ortaya çıkması beklenmeden, sağlık kontrol’ u  ve tarama testlerinin faktörlerinin yanı sıra, özellikle kan şekeri ile de birlikte inip çıkışlar görülen hastalarda, böbrek üstü bezinin kistik yapılı tümörlerinden yapılması sağlıklı ve uzun yaşamın göstergesi olacaktır.

Ölüm nedenleri arasında olan Şişmanlık(obesite), dünyaya hızla yayılmaktadır. Aşırı- Yanlış- dengesiz beslenmenin neden olduğu Obesite pek çok doku ve organ bozukluklarının yanı sıra erken ölümler bile neden olabilen bir hastalıktır. Çalışmalar, obesitenin okul öncesi ve ilk öğrenim çocuklarında % 1-10 oranlarda görüldüğünü ortaya çıkarmıştır. Amerika Birleşik Devletlerindeki çalışmalara göre; değişik yaş gruplarında, kadın ve erkeklerde ölümcül obezite oranı % 25’lere ulaşmıştır. Türkiye’de yapılan çalışmalarda da olumsuz sonuçları yansıtan yüzde oranlar kaygı vericidir. Bir çalışmamızda ergenlik evresindeki kızlarda aşırı tartı oranı %15, obesite oranı % 8 bulunmuştur. Bir özel anaokulu çalışmamızda kız ve erkek çocuklarda bu değerler % 1-5 arasında değişiyordu. Bireyler kolay bir formül ile tartılarını kontrol altına alabilir ve dünya standardı olarak kabul edilen listedeki yerlerini bularak obesite ile ilgili kendi kararlarını alabilirler. Bu formülde; bireyin boyunun metre olarak karesi sonucunda ortaya çıkan değer Standart kabul edilir(örnek;1.75x 1.75= 2.99). Bireyin kilogram olarak tartı değeri standart sayıya bölünür( örnek; 74 : 2.99= 24.9- aşırı tartının üst sınırı demek). Çıkan sayı bireyin beslenmesi ve bedeni ile ilgili doğruya yakın bilgi vermektedir. WHO bir tablo geliştirmiştir. Bu tabloya göre; 18.5’in altı Zayıf., 18.5- 24.9 arası Normal., 25- 29.9 arası Aşırı Tartı., 30-34.9 Obesite(şişmanlık)., 35- üstü Ölümcül Obesitedir. Birey bu değerlerin sonucuna göre yaşamını düzene koyabilir ve gereken yardımı alma yolunu seçebilir. Kan tablosu (Kolesterol-HDL, LDL, VLDL-, Trigliserid, Kan Şekeri, Karaciğer Fonksiyon Testleri, Böbrek Fonksiyonları vb.) ve değişik Laboratuar Testleri ile düzenli Kontrol ile erken tanıya gidilir. Bu da sağlıklı yaşamın ön koşulu olarak kabul edilmektedir.

Diabetes Mellitus(şekerli şeker hastalığı), geçmişte olduğu gibi yeni bir yüz yılda da ciddi olarak ele alınması gereken bir hastalık ve de bozukluktur. Aile öyküsü varsa daha da ciddiye alınmalıdır. Tip I Diabet çok erken yaşlarda, bebekler de bile ortaya çıkabilir. 4 kilogram ve fazla tartı ile doğan bebeklerde, doğum sonrasına, önlem alınmazsa, havale nöbetleri görülebilir ve organlarda kalıcı bozukluklar ortaya çıkabilir. İnsülin olmadan  tedavi edilemez. Düzenli İzleme ve tedavinin doğru olarak kesintisiz sürdürülmesi, yaşamı olumlu etkileyecektir. Kalp- damar hastalıkları, Tansiyon yüksekliği, görme bozukluğu- katarakt- glokom- göz dibi kanamaları, polinevrit- yürüme bozuklukları, böbrek bozukluğu-yetmezliği, vb. yan etkiler(komplikasyonları) önlenecektir. Aile öyküsü bilinsin/ bilinmesin fark etmez, yanlış yaşam biçimi Tip II Diabete davetiye çıkarabilir. Otuzlu- kırklı yaşlarda klinik bulgular ortaya çıkabildiği gibi, hiç görülmeyebilir de. Türkiye’de kayıtlı  Diabet  Mellitus oranı % 7.2’dir. Gizli olgularla bu oran %10’a ulaşmaktadır. Eğer toplumda bir tarama yapılsa bu oran daha da yüksek olacaktır. Bireyin sağlıklı beslenmesi, dengeli karbon hidrat alımı, hareketli ve dingin yaşam, bu hastalığın oluşmasını % 60 gibi yüksek oranda önleyecek ve ilaca bağımlı olmadan, açlık- kan şekerinin normal değerlerde(80-110 mg/dL) kalmasını sağlayacaktır. İlaç tedavisi ile başarı oranı yaklaşık  %40’dır .Çalışmalara göre; dünyada yaklaşık % 2 oranında(170 milyondan fazla) damarlar tıkanmasına bağlı hastalık ve bozukluk görülmektedir. Hangi doku ve organda görülürse görülsün, damar tıkanmalarından kaynaklanan belirtiler, ciddi bir biçimde ele alınmalıdır. Öncelikle kalp- damar- akciğer  hastalıkları ve bozuklukları olmak üzere karaciğer ve diğer organlarda tıkanmaya bağlı bulgular, felçler, doku ve organ  kanamaları, dolaşım bozukluklarına bağlı olumsuz değişimler,  diyabet ve nekrozlar kalıcı ve öldürücü olabilmektedir…Sağlıklı Cinsel Yaşam; Temiz Hava-Temiz Su- Sağlıklı Besin Maddesi kadar doğal bir haktır insanoğlu için. Oysa günümüzde, cinsel yaşamlarında yanlış seçim yapanlarda, başta Sifiliz ve Gonore olmak üzere çok sayıda virüs ve bakterinin hatta mantarların etkeni olduğu hastalıklar artmış “epidemi-patlama” yapmıştır. 1980li yıllardan bu yana,  HIV İnfeksiyonu ve AİDS  bu gurubu ilk on ölüm nedeni listesine sokmuştur. Virüs; cinsel ilişki ile (Homo-Heteroseksüel ilişki Fransız öpücüğü ile) % 30- 60 oranlarda, kan yolu ile  %30- 40 oranlarda, anneden bebeğe plasenta yoluyla %5-10 oranlarda bulaşmaktadır. Aşısı olmayan HIV için, erken tanı ve pahalı da tedavi ve de dingin- düzenli yaşam, hastalığın ölümcül kimliğini yok edebilmektedir. Son değerlendirmelere göre dünyada 40 milyonun üzerindeki olguların 30 milyonundan fazlası Afrika ülkelerinde görülmektedir. Savaşlar, Terör, Kazalar, Madde bağımlılığı  dünyada ilk 10 ölüm nedeni arasında yer alan ciddi sorunlar olarak kabul edilmeli, önleme yönelik Ulusal_ Uluslar arası önlem alınmalıdır. Geç kalınmıştır bu konularda. Ama Anadolu insanını “zararın neresinden dönülse kardır” sözü anımsanmalı ve önleyici hekimlik çalışmalarına yönelik bir sağlık politikasının önemi kabul edilmelidir. Sağlık- Yargı- Eğitim Devletin Temel görevidir. Siyasallaştırılmamalıdır. Sivil Toplum Kuruluşları bu konularda Devletle el ele, yürek yüreğe çalışmalıdır. Bu yalnızca dilek olarak kalmamalıdır.  Yaşamak hem çok kolay hem de çok zor. Sağlıklı yaşama sanatını bilmek gerekir. Yaşamı yakalamak ve sımsıkı tutmak  için yaşadığımız evreni yalnızca iki gözümüzle görmek yeterli değil. Üçüncü gözümüzle- Kalp gözümüzle- iç sesimizin müziğinin eşliğinde görmemiz için; Sağlığımızı koruyalım derim…

The following two tabs change content below.
Prof.Dr. Yıldız Tümerdem

Prof.Dr. Yıldız Tümerdem

Prof.Dr. Yıldız Tümerdem

Son yazıları: Prof.Dr. Yıldız Tümerdem (Tüm yazıları)

Bir yorum yazın...

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: